Gönderen: isiktac | Ocak 23, 2014

Aile Danışmanlığı Programı Zorunlu Ödevi

Aile danışmanlığı sertifika programı ocak 2014 programı öğrencileri aşağıdaki makaleyi temel alan beş sayfalık bir bilgi notunu çocuk ve aile hukuku dersleri için hazırlamak zorundadır, ödev bir sayfa, üstünde öğrencinin ve programın ismi ve tarihi ile dersin hocasının ismini ve ödevin konusunu içerecek şekilde basılı olarak en geç 1 Şubat cumartesi günü ders saati dersin hocasına teslim edilmelidir.

YARGI KARARLARI IŞIĞINDA ÇOCUK İLE KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKI                  

                                                                                                 Dr. Sevgi Kayak

Giriş

Çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı, ana baba ya da ana baba dışında çocukla genetik ya da duygusal yakınlığı olan üçüncü kişilerin, fiilen yanlarında bulunmayan çocuk ile kısa süreliğine de olsa bir yaşam birlikteliğini ifade eder. Kişisel ilişki hakkı, dışarıdan bakıldığında ve yüzeysel olarak bu şekilde ifade edildiğinde, sanki kurulması çok kolay, hiçbir özelliği olmayan fiili bir durum gibi görünebilir. Fakat aslında, çok önemli ve gereken dikkat ve özen gösterilmediğinde, çocuk için çok tehlikeli olabilecek bir yapıya sahiptir. Belirtmek gerekir ki hakkın içeriği mahkeme kararları ile doldurulmaktadır. Kişisel ilişkinin kurulması, kurulduktan sonra nasıl kullanılacağı, sınırlandırılması veya kaldırılması meseleleri, tümüyle hakim takdir yetkisi ile belirlendiğinden ve somut olayın özelliklerine göre değişkenlik gösterdiğinden, somut olay adaletinin sağlanması gereken alanlardan biridir. Hatalı ya da eksik düzenlemeler yapıldığı zaman çocuğun bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceğinden, hakkın içeriğinin nasıl doldurulması gerektiği de büyük önem kazanmaktadır. Bu bakımdan çalışmamızda, mahkeme kararları ışığında bu hak ele alınmış ve uygulamada hakkın anlamının nasıl belirlendiği ve sınırlarının nasıl çizildiği üzerinde durulmuştur.

I. Genel Olarak

Çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı, Medeni Kanunumuzun 323 üncü ve 326 ıncı maddeleri arasında “çocuk ile kişisel ilişki” başlığı altında düzenlen bir haktır. MK m. 323’teki “Ana babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir” ifadesinden anlaşılmaktadır ki bu hak, çocukları fiilen yanında bulunmayan ana babaya tanınmış bir haktır. Çocuğun fiilen ana babasının yanında bulunmaması ise iki olasılıkta gündeme gelebilir: Çocuğun, ana babanın velayeti altında bulunmadığı olasılıkta veya çocuğun, ana babanın yanından fiilen alınarak koruyucu önlemler kapsamında kuruma ya da koruyucu aile yanına yerleştirildiği olasılıkta[1]. Ana babanın çocuk üzerindeki velayet hakkının sona ermesi, özellikle boşanma veya ayrılık olayının gerçekleşmesi ile hakimin çocuk üzerindeki velayet hakkını ana babadan birine vermesi ile olur. Velayet hakkı kime verilmişse çocuk fiilen onun yanına konur, böylece diğer eşin çocuk üzerindeki velayet hakkı, dolayısıyla çocuğu fiilen yanında bulundurma hakkı sona erer. Velayet hakkını kaybeden ve artık çocuğu ile fiili yaşam birlikteliğine devam edemeyecek olan ebeveynin bu durumda çocuk ile kişisel ilişki kurması mecburiyeti gündeme gelecektir. Yine velayetin kaldırılması sebeplerinden biri mevcut olduğu zaman da, MK m. 348 uyarınca ana veya baba veya her ikisinin birden çocuk üzerindeki velayet hakkı kaldırılır. Diğer olasılıkta ise, ana babanın çocuk üzerindeki velayet hakkı sona erdirilmeksizin, çocuğun fiilen ana baba yanından alınarak başka bir ailenin yanına veya kuruma verilmesi söz konusudur. Çocuğun korunması başlığı altında MK m. 346 ve devamı hükümleri uyarınca düzenlenmiş bu tedbire, çocuğun menfaatlerinin tehlikede olması halinde başvurulur. Çocuğun bedensel, zihinsel ya da sosyal gelişimine yönelik bir tehdidin olması durumunda, ana baba gerekli ve yeterli tedbirleri almadıkları ya da alamadıkları takdirde, hakim, çocuğun korunması için gerekli tedbirleri kademeli olarak kendisi alır[2]. Bu tedbirler arasında velayet hakkı devam ediyor olsa bile, çocuğun ana babasının yanından alınarak başka bir ana babanın yanına konması veya Kuruma yerleştirilmesi de vardır (MK m. 347). Çocukları ile fiilen birlikte olma olanağını geçici bir süreliğine kaybeden ana babanın bu durumda çocuklarını görebilmeleri ancak kişisel ilişki kapsamında mümkün olabilir[3].

Kişisel ilişki kurma hakkının yasal bir tanımı mevcut değildir. Bununla birlikte bu hak, velayet hakkına sahip olmayan belirli bazı kişilerin, belirli bazı şartlar altında çocuk ile kişisel ilişki kurma hakları olarak ifade edilir. İletişim kurma biçimi sözlü veya yazılı mesela telefon ya da internet yoluyla olabileceği gibi, çocuğun ziyaret edilmesi ya da çocuğun misafir edilmesi biçiminde değişik türde de olabilir[4].

Kişisel ilişki hakkı sayesinde, çocuk kendi yanında bulunmayan ana veya baba, belirli gün ve saatlerde de olsa çocuğu görmek, ziyaret etmek, onunla konuşmak, dertleşmek, ona olan hasretini gidermek, onu dinlemek, barındırmak, onun bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimini takip ederek yetişmesine katkıda bulunmak, kısacası çocuğu fiilen yanında olsa idi onunla her ne yapmayı planlıyor idiyse onu yapmak imkanına kavuşur[5]. Bu bakımdan kişisel ilişki hakkı, hem ana baba hem de çocuk içi vazgeçilmez bir haktır. Böylece, çocuğundan ayrı olan ana babanın yine de çocuğun kişisel gelişimine katkıda bulunması, onunla  hısımlık ilişkilerini sürdürmesi, ondan uzaklaşmaması sağlanır. Bu hakkın kullanımı, ana bananın çocuğuna olan sevgi ve  özlemini giderdiği kadar çocuğun ana babasına olan sevgi ve özlemini de giderir. Fiilen yanında olamadıkları için çocuk ile duygusal bağları belki de kopacak olan ana baba, ancak kişisel ilişki sayesinde bu tehlikenin önüne geçebilir ve çocuklarına karşı yabancılaşmazlar. Aynı şekilde, çocuğun da hayatın olağan akışı içinde her zaman hissedeceği ana baba ihtiyacı, kısmen de olsa, bu sayede karşılanarak çocuğun daha sağlıklı ruhsal ve sosyal bir gelişime sahip olması sağlanır[6].

Kişisel ilişki hakkının hukuki dayanağı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Baskın görüş, bu hakkın doğal hukuktan kaynaklandığı yolundadır[7]. Ana babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı velayet hakkından değil, ana baba olmasından ötürü tamamen doğal hukuktan kaynaklanan önüne geçilemez bir haktır; ayrıca kişiye sıkı surette bağlı olup başkalarına devredilemez ve feragat edilemez bir haktır[8].  Çocuk üzerinde velayet hakkının bulunmaması, çocuk ile ana baba arasındaki soybağına etki etmez, bu durum soybağının devamını engellemez. Çocuğun evlilik içi veya evlilik dışı olmasının da hakkın kullanımı bakımından bir önemi yoktur. Zira kişisel ilişki kurma hakkı velayet hakkının değil, doğal hukukun bir gereğidir[9].

Diğer görüş, kişisel ilişki kurma hakkını ana baba ile çocuk arasındaki soybağına değil, psikolojik ana baba olma olgusuna dayandırır[10]. Bu görüşe göre, çocuk ile kişisel ilişki kurabilmek için yalnızca soybağına dayanan bir ana babalık yeterli değildir, psikolojik ana babalık da gerekir. Psikolojik ana babalığın yolu ise, çocuğa sevgi ve şefkat ile yaklaşmak, ona saygı  göstermek, onunla arkadaşlık etmek ve ona yol göstermek ile destek olmaktan geçer. Psikolojik ana baba olmayı başaramayan bir kimse sadece soybağının varlığına dayanarak çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkının varlığını ileri süremez; çocuğun yüksek yararı gerektiriyorsa bu hakkın kullanımı engellenebilir[11].

Kişisel ilişki kurma hakkının hukuki dayanağı konusunda farklı iki görüş bulunsa da, bu hak, uluslararası mevzuatta kabul gören yasal dayanağı mevcut bir haktır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 9/3 hükmü, “Taraf devletler, ana basından ya da bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın her ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler” diyerek, bu hakkı çocuğa ait bir hak olarak resmen tanımıştır. Sözleşme hükümlerine uygun olarak Türk Medeni Kanununda da m. 323 ve devamında kişisel ilişki kurma hakkı açıkça hüküm altına almıştır.

II. Kişisel İlişki Kurma Hakkına Sahip Olanlar

MK m. 323’e göre, ana babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya velayeti altında bulunmakla beraber fiilen çocuk kendi yanında bulunmayan ana baba ile kişisel ilişki kurma hakkını talep edebileceklerdir. Çocuk üzerindeki velayet hakkının sona ermesi MK m. 336/2 uyarınca ana babanın boşanması, ayrılıklarına karar verilmesi ya da ortak hayatlarının sona erdirilmiş olması, yahut da MK m. 348 uyarınca, çocuk yararına kullanmadıkları gerekçesiyle hakim kararı ile velayetlerinin kaldırılmış olması hallerinde söz konusu olabilir[12]. Velayet  hakkı devam etmekle birlikte MK m. 346 ve m. 347 uyarınca çocuğun kendi ailesi yanından alınarak Kuruma ya da başka bir aile yanına yerleştirilmesinin gerekli görüldüğü durumlarda da çocuğun ana babası ile kişisel ilişki kurma hakkı söz konusu olacaktır[13].

Ana babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı soybağı hukukundan kaynaklandığı için[14], bu hakkın kullanılması bakımından, çocuğun evlilik içinde ya da evlilik dışında doğmuş olmasının veya evlatlık[15] olarak alınmış olmasının bir önemi yoktur; önemli olan ana baba ile çocuk arasında soybağının kurulmuş olmasıdır[16]. Evlilik içi doğan çocukların soybağının kurulmasında bir sorun yoktur zira çocuğun soybağı kural olarak evli eşlere bağlanır. Evlilik dışı doğan çocuğun soybağı ise anası ile ve doğum yoluyla kurulur; babası ile aralarındaki soybağı ise ana babanın evlenmesi, tanıma veya hakim hükmü ile olur (MK m. 282). Evlilik dışı doğan çocuğu ile soybağı kurulmamış olan bir baba, MK m. 325’te üçüncü kişilere tanınan kişisel ilişki kurma hakkından faydalanarak çocuğunu görebilir[17]. Mevcut soybağı ilişkisinin soybağının reddi veya tanımanın iptali ile sona erdirildiği durumlarda kişisel ilişki hakkı da kural olarak sona erdiği halde, bu hak çocuk yararının gerektirmesi halinde ve MK m. 325’teki şartlarla üçüncü kişi sıfatıyla devam edebilecektir[18].

Çocuk ile kişisel ilişki hakkı sadece ana babaya değil, belli koşulların varlığı halinde ve çocuk yararının gerektirdiği durumlarda, MK m. 325/1 uyarınca üçüncü kişilere de tanınmıştır: “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir”. Buna göre başta büyük ana ve babalar olmak üzere, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasında yarar görülen herkes bu haktan faydalanabilecektir.

III. Kişisel İlişki Kurma Hakkının Şartları

A. Genel Olarak

Çocuk ile kişisel ilişki hakkını düzenleyen MK m. 323 ile 326 arasındaki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, hakkın kullanımı bakımından ana baba ve üçüncü kişiler açısından farklı koşulların tespit edildiği görülür. Ana baba açısından, çocuğun fiilen yanlarında bulunmaması ve bu ilişkinin tesisinin çocuk yararına aykırı olmaması şartları aranırken (MK m. 323-324); üçüncü kişiler açısından, olağanüstü hallerin varlığı ve ilişkinin tesisinde çocuk yararının bulunması şartları aranmıştır (MK m. 325). Çocuğun yararının bulunması her iki süje için de ortak şarttır.

B. Ana Baba ile Çocuk Arasında Kişisel İlişki Kurulmasının Şartları

MK m. 323 hükmü, ana babadan her birinin, velayeti altında bulunmayan veya velayeti kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurmayı isteme hakkına sahip olduklarını kurala bağlamıştır. Maddeden açıkça anlaşılmaktadır ki bu hak, çocuk fiilen yanlarında bulunmayan ana babalar için öngörülmüştür. Çocuğu fiilen ana babanın yanında bulunmaması, daha önce de değindiğimiz üzere, velayet hakkına sahip olmamalarından dolayı veya velayet hakkına sahip olmakla birlikte, geçici bir süreliğine çocuk kendilerinden uzaklaştırılmış olmasından ileri gelir. Ana babanın çocuk üzerinde velayet hakkına sahip olmaması, boşanma veya ayrılık sonucunda ya da ortak hayata son verilmesi neticesi, hakimin velayeti eşlerden birine bırakması durumunda ya da MK m. 348’deki şartlarla, velayet görevini gereği gibi yerine getirmediği için hakim tarafından velayetin kaldırılması durumlarında söz konusu olabilir. Her iki halde de velayet yetki ve görevi kendisinden kaldırılan eş ya da eşlerin çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı doğar[19]. Velayet hakkı son bulmamakla birlikte, çocuğun geçici olarak ana babasının yanından alınarak kuruma ya da başka bir ailenin yanına yerleştirilmesi de söz konusu olabilir. Şartları MK m. 347’de düzenlenmiş olan[20] bu durumda, ana babanın çocuk üzerindeki velayet hakları devam eder, ancak fiziki olarak çocuk ile birlikte yaşama hakları geçici bir süreliğine son bulur. Böyle bir  vaziyete düşmüş ana babanın çocuklarını görme ihtiyacını gidermeleri ve çocuğun da ana babasına yabancılaşmaması ancak kişisel ilişki kurma sayesinde mümkün olabilir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda kişisel ilişki gerekli ve önemlidir[21].

Çocuk yararının gözetilmesi de ana baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki tesisinde dikkate alınacak diğer bir şarttır. Ana babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma haklarının sınırı, çocuğun yararıdır ki bu sınır MK m. 324’deki düzenlemeden anlaşılmaktadır:

Ana babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.

Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana baba bu haklarını birinci fıkrada  öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.

Hükümde “çocuk yararı” kavramı açıkça yer almasa da bu ilkenin çocuk hukukuna hakim genel bir ilke olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çocuk Hakları Sözleşmesi 9/3’te çocuğun yüksek yararı olarak ifade edilen bu ilke, çocuk ile ilgili tüm uyuşmazlıklarda ve yapılacak yorumlarda esas alınacak, üstün tutulacak bir genel hukuk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır[22] ve madde düzenlemesi de bu ilkeye uygun olarak kaleme alınmıştır.

Yargı kararları açısından da durum böyledir. Çocuğun yararı ilkesinin, kişisel ilişki kurma uyuşmazlıkları başta olmak üzere tüm uyuşmazlıklarda esas alınan temel bir ilke olduğunu hatırda tutmak gerekir. Çocuk ile ana baba arasındaki kişisel ilişkiler düzenlenirken, özellikle de hakkın kapsamı ve kullanılma sınırlarının belirlenmesinde daima çocuk yararı gözetilir. Örneğin Yargıtay, 2004 tarihli bir kararında, kişisel ilişki kurulurken çocuk yararının analık babalık duygusundan önce geldiğini hükme bağlamıştır[23]. Çocuk ile ana babası arasındaki kişisel ilişki elbette ki çocuk yararına bir durumdur, çocuğun kendi ana babasından uzak kalarak sağlıklı bir gelişim içinde olması beklenemez. Ancak bazı hallerde çocuk ile ana baba arasında kişisel ilişki kurulması çocuk yararına olmayabilir; mesela ana babanın çocuğa karşı fiziksel şiddet uygulaması, ekonomik ya da cinsel sömürülerde bulunması bu hakkın kullanımını engelleyebilir. Konu ile ilgili olarak Yargıtay önüne gelen bir davada, kişisel ilişki hakkı bulunan bir baba, bu hakkını kullanmak için evlerine gittiği beş yaşındaki çocuğunun gözleri önünde, çocuğunun annesini silahla ağır şekilde yaralamış, bu olay üzerine çocukta babasına karşı aşırı bir korku gelişmiştir. Yargıtay, tüm bunlara rağmen babanın kişisel ilişki hakkının devamına karar veren yerel mahkemenin kararını çocuğun yararı ilkesini gözetmediği için bozmuştur[24].  Yine bir başka kararında da Yargıtay, babayı tehdit eden ve çocuğunu okuldan kaçıran bir annenin kişisel ilişki talebini reddetmiştir[25].

Kişisel ilişki hakkı başta olmak üzere çocuk ile ilgili tüm uyuşmazlıklarda çocuğun yararı esas alınıyor olmasına karşın, bu kavramın belli bir yasal tanımı yoktur. Bunun temel nedeni, çocuk yararının her somut olayda değişkenlik göstermesi, herkes tarafından kabul görecek genel geçer bir tanımın yapılamıyor olmasıdır, zira her çocuk için kavramın içeriği değişebilir. Mesela piyano çalma konusunda yeteneği olan bir çocuğa bu yeteneğini geliştirmesi için ders aldırmak faydalı olabilir, ancak müziğe hiçbir yatkınlığı olmayan bir çocuğun piyano derslerine zorlanması onun ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Aynı şekilde, bedensel veya zihinsel engeli olan bir çocuğun eğitimi ile böyle bir engeli bulunmayan çocuğun eğitimi aynı olmayacaktır. Bu bakımdan çocuğun yararı kavramını tanımlamak zordur fakat içeriğini doldurmak daha kolay olabilir. Kavramın içeriğini doldurmada gerek doktrin gerek içtihat; sağlıklı bir bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimi dikkate almaktadır[26]. Çocuğun ne zaman sağlıklı bedensel, zihinsel ve sosyal bir gelişime sahip olacağı ise çocuktan çocuğa, olaydan olaya değişkenlik gösterir, bu sebeple bu kavramın içeriğinin belirlenmesinde tıp, psikoloji ve pedagoji bilimlerinin verilerinden yararlanılmalıdır. Bu bakımdan hakimin, önüne gelen somut olayda çocuğun yararını belirlerken tıp, psikoloji, psikiyatri, pedagoji gibi bilim uzmanlarından yararlanılması daha isabetli olacaktır[27].

Kişisel ilişki kurmada ve kapsamını belirlemede mahkemelerin dikkate aldığı çocuk yararı kavramı ise, bu hakkın kullanımının çocuğun bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimine uygun olması ile sınırlıdır[28]. Bu gelişim süreci belirlenirken çocuğun yaşı da Yargıtay tarafından sıkça dikkate alınır. Mesela emzirme döneminde olan çocukların babalarıyla kişisel ilişkilerinin tesisinde, kişisel ilişki süresinin mümkün olduğunca kısa tutulmasının ve babanın yanında yatıya kalmaksızın annenin ikametgahında veya anne için uygun olacak başka bir yerde hakkın kullanılmasının çocuk yararına daha fazla hizmet edeceği kabul edilmiştir[29].

C.      Üçüncü Kişiler İle Çocuk Arasında Kişisel İlişki Kurulmasının Şartları

Çocuk ile kişisel ilişki hakkı sadece ana babaya değil, belli koşulların varlığı halinde ve çocuk yararının gerektirdiği durumlarda, MK m. 325/1 uyarınca üçüncü kişilere de tanınmıştır: “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir[30]. Buna göre başta büyük ana ve babalar[31] olmak üzere, çocuk ile kişisel ilişki kurmasında yararı görülen herkes bu haktan faydalanabilecektir. Hatta çocuğun hısımları dışında, hiçbir akrabalık bağının bulunmadığı, mesela çocuğun koruyucu ailesi, bakıcısı, üvey ana babası gibi kişiler de çocuğun menfaati gerektiriyorsa kişisel ilişki talebinde bulunabilirler[32]. MK m. 325’te belirtildiği üzere üçüncü kişilerin bu hakkı kullanmalarının şartları, olağanüstü hallerin varlığı ve çocuğun menfaatine uygun düşmektir. Olağanüstü hallerin neler olduğu belirtilmiş olmadığından, bu hususu somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından takdir edilecektir[33]. Doktrinde, çocuk ile duygusal yakınlığı olan kişinin, çocuğu görmesi ve ona olan özlemini gidermesi için kişisel ilişkiden başka bir çarenin olmaması gerektiği olağanüstü hal olarak yorumlanmaktadır[34]. Elbette üçüncü kişinin, çocuk ile olan duygusal yakınlığı ilişkinin tesisi için yeterli değildir, asıl önemli olan, çocuk yararının bu ilişkiyi gerekli kılıp kılmadığıdır. Çocuk ile üçüncü kişi arasında kişisel ilişkinin sürdürülmesi çocuk yararına ise, örneğin çocuk, bu kişilere güven duyuyor ve onları görmediği zaman duygusal olarak kötü oluyorsa, bu ilişkinin tesisine mutlaka gidilmelidir[35].

Burada yeri gelmişken bir noktayı da belirtmekte fayda vardır. Kanunda geçen “olağanüstü haller mevcutsa” ibaresi, çocuk ile soybağı bulunmayan ya da uzak hısımlığı olan kişiler için doğru kabul edilebilir; ancak büyükanne ve büyükbabalar ile kişisel ilişkiler bakımından bu ifade çok sağlıklı değildir. Zira büyükanne ve büyükbabalar, ana ve baba ve kardeşlerden sonra çocuğa en yakın olan kişilerdir ve onlarla çocuk arasında her zaman için çok özel bir bağ bulunduğunu herkes bilir. Büyükanne ve büyükbabaların torun sevgisini tatmaları, çocuğun da büyükanne ve büyükbaba sevgisini tatması her iki taraf için de vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bu bakımdan “olağanüstü haller mevcutsa” ibaresi, büyükanne ve büyükbabalar için yerinde bir ifade değildir zira büyükanne ve büyükbabaların mevcut olduğu her olayda zaten olağanüstü bir hal var demektir. Başka deyişle, büyükanne ve büyükbabalarla torunlar arasında ilişki tesisi gerek onlar gerek çocuklar için olağan bir olağanüstü haldir ve hemen hemen her somut olayda bu ihtiyaç hissedilecektir. Büyükanne ve büyükbabaların torunları ile kuracakları kişisel ilişkilerde, sadece, çocuğun yararı kıstası belirleyici olabilir; torunları ile kişisel ilişki kurmalarında çocuk açısından sakınca görülen büyükanne ve büyükbabaların bu hakkı kullanmaları engellenebilir. Bunun için, büyükanne ve büyükbabalar söz konusu olduğu zaman, Fransız hukukundaki gibi bu kişiler ile çocuk arasında kişisel ilişki tesisi olağan olarak kabul edilmeli, ancak çocuk yararına aykırı görüldüğü durumlarda engellenmelidir[36].

Çocuk da kişisel ilişki kurma hakkının sahiplerinden biri olarak karşımıza çıkar. Her ne kadar MK m. 323’ün sözüne göre, bu hak ana babaya tanınmış bir hak olarak görünse de, ana babaya olduğu kadar çocuğa da tanınmış bir haktır. Nitekim BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 9/3 hükmünde söz konusu haktan, açıkça çocuğa tanınmış bir hak olarak bahsedilmektedir. Buna göre çocuk da, kendi ana babası ile kişisel ilişki talebinde bulunabilecektir[37].

D. Diğer Şartlar

Çocuk ile gerek ana baba gerek üçüncü kişiler arasında kişisel ilişki tesisi kural olarak mahkeme kararı ile olur. Mahkeme kararı olmaksızın çocuk ile kişisel ilişki kurulması ise, MK m. 326/3 uyarınca velayet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızasıyla ve çocukla kişisel ilişki tesisine yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar mümkün olabilir.

Çocuğun dinlenilmesi de kişisel ilişki tesisinden önce dikkate alınması gereken hususlardan biridir[38]. Ancak çocuğun her isteği yaşı itibariyle kendi yararına olmayabilir. Bu nedenle çocuğun iradesini göz önünde bulundururken, bir uzmandan yardım alınması daha uygun olur. Bunun yanı sıra kişisel ilişki talebinde bulunanın kişisel ve sosyal durumunda bir olumsuzluk varsa, çocuğun tercihinin göz önüne alınması ve çocuğun kişisel ilişkiye zorlanmaması gerekir[39]. Kişisel ilişkide bulunmayı reddetmesi halinde, çocuğun, istemediği bir ziyarete zorlanması onun henüz istikrar kazanmamış ruh dengesini iyice bozacağından, hakimin, boşanma olayı ve tarafların durumu hakkında gerekli bilgiyi topladıktan ve çocuğu psikolojik bakımdan incelettikten sonra bir karara varmasının daha uygun olacağı fikri uzmanlarca benimsenmektedir[40]. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki kişisel ilişki tesisi açısından çocuğun iradesi mutlaka aranacak bir şart değil, hakim tarafından dikkate alınacak bir husustur. Nitekim İsviçre Federal Mahkemesine konu olan bir olayda hakim, çocuğun babası ile kişisel ilişki kurmak istemediği yönünde iradesi ve pedagog’un görüşünün aksine karar vermiştir. Olayda, dokuz yaşındaki GK, EK ve ST’nin oğludur. Çocuğun doğumu sırasında anne başkasıyla evli olup çocuğun biyolojik babası GT ile soybağı, ST’nin çocuğu tanıması ile kurulmuştur. ST, oğlu GK’yı çok az gördüğünden şikayetçidir ve oğlu ile kişisel ilişki hakkının düzenlenmesi için dava açmıştır. Yerel mahkeme ST’ye kişisel ilişki hakkı tanımış ve  her ay Pazar günleri olmak üzere çocuğu iki saat görmesine izin vermiştir. Yerel mahkeme bu kararı verirken çocuğu dinlemiş ve bir çocuk uzmanından da yardım almıştır. Çocuk, babasıyla görüşmek istemediğini beyan etmiş, çocuk uzmanı pedagog da çocuğun babasıyla ilişkisini doğru bulmamıştır. GK’nın annesi EK, buna itiraz ederek mahkemenin, çocuğun beyanı ve pedagog görüşünü dikkate almayarak bir karar verdiğini ve yetkisini kötüye kullandığını ileri sürmüştür. Bunun üzerine uyuşmazlık Federal Mahkemeye taşınmış ve Federal Mahkeme ise şu yönde bir karara varmıştır[41]: “…Çocuğun iradesine her zaman kesin bir değer atfetmek doğru değildir, zira baba ile çocuk arasındaki uyuşmazlığa annenin, çocuğun kafasında yarattığı baba imajı da sebep olabilir. Başvuruda bulunanın söylemlerinin aksine, ziyaret hakkı hal ve şartlarla uyumlu görünmektedir. Ebeveynler arasındaki gerilim ve uzun yıllar boyunca çocuğun babası ile ilişkisinin yokluğu, Kantonal mahkemenin bu hakkı, tarafsız bir yerde kullanılarak en az gerilim ve dış baskı ile sağlamasını gerekli kılmıştır. Başka bir pediatristin görüşünden vazgeçmek gibi ziyaret hakkını belli bir ölçüde gözetimle sağlamak da hakimin takdir yetkisi kapsamındadır”.

IV.    Kişisel İlişki Kurma Hakkının Kapsamı

Kişisel ilişki hakkının kapsamı soyut olarak; haberleşme hakkı, ziyaret hakkı, çocuğu misafir etme hakkı ve çocuk hakkında bilgi alma hakkından oluşur[42]. Kişisel ilişki kurma hakkının kapsamı somut olarak belirlenmek istendiğinde ise, bu haklardan hangisinin veya hangilerinin kapsama dahil olacağına hakim karar verir[43].

Çocuk ile haberleşme hakkı tüm kişisel ilişkilerde yer alması gerekli bir haktır. Çocuk ile kişisel ilişki kurmak isteyen bir ana baba ya da üçüncü kişi, öncelikle çocuk ile haberleşmek isteyecektir, bu sebeple haberleşme hakkı tüm kişisel ilişki kurma çabalarının doğasında zorunlu olarak yer alır. Haberleşme hakkı, çocuk ile yüz yüze iletişim kurulmasının yanı sıra, uygun nitelikteki her türlü yazılı veya görsel araçtan yararlanarak olabilir; mesela mektup, telefon, internet veya diğer elektronik araçlarla bu hak kullanılabilir[44].

Çocuğu ziyaret ya da çocuğun ziyaret hakkı, çocuk ile kişisel ilişkinin en yaygın şeklini oluşturur[45]. Özellikle çocuğun yaşının küçük olduğu veya yaşı büyük olmakla birlikte, seyahate engel olan bir sağlık sorununun olduğu durumlarda, kişisel ilişki kurma hakkına sahip olan taraf, çocuğu, onun yerleşim yerinde ziyaret etmelidir[46]. Ziyaret hakkı kişisel ilişki kapsamındaki en önemli haklardan biridir ve çocuk yararını doğrudan ilgilendirir[47]. Zira ziyaret hakkı uygun biçimde düzenlenmediği zaman çocuğun menfaatlerini ihlal etmeye en müsait haktır. Özellikle boşanmış eşlerin ziyaret hakkı üzerinden birbirlerini tekrar görmek zorunda kalmaları onlar açısından yıpratıcı olduğu gibi, kişisel ilişki sebebiyle her karşılaştıklarında yeniden yaşayacakları tartışma ve kavgalara çocuğun tanık olması çocuğu daha fazla etkiler. Nitekim Yargıtay kararına konu olmuş bir olayda, boşandıktan sonra kendisine tanınan kişisel ilişki hakkını kullanan bir baba, çocuğunun annesi ile girdiği bir tartışma neticesinde, onu çocuğunun gözleri önünde ağır biçimde yaralamıştır. Bu olay üzerine Yargıtay, çocuk ile kişisel ilişkinin devamını haklı bulmayarak hakkı kaldırmıştır[48]. Ziyaret hakkı çocuğunu görmek, onunla konuşmak, dertleşmek, ona olan hasretini gidermek gibi analık babalık duygularının tatmini amacına yöneliktir. Aksi durum, mesela ana babanın çocuklarını görmek bahanesiyle yeni tartışmalara girmek, birbirlerini suçlamak, sürekli kavga etmek gibi eğilimler içinde olmaları bu hakkın kullanımına engel teşkil etmeli veya ziyaret hakkının kullanımı sırasında eşlerin birbirlerini görmelerini engelleyici tedbirler alınarak bu hak tanınmalıdır[49].

Kişisel ilişki kapsamında yer alan en hassas haklardan biri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ziyaret hakkının dikkatli ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesi çok önemlidir. Hakim, ziyaret hakkının kapsamını tayin ederken; ziyaretlerin sıklığını, süresini, ziyaret yerini hiçbir yoruma ve tartışmaya yer vermeyecek şekilde açıkça tespit etmelidir.[50] Yargıtay, ziyaretlerin süresi ve sıklığını belirlerken, çocuğun yaşı, okul durumu ve ikametgahların birbirine olan uzaklığını göz önünde bulundurmaktadır. Çocuğun yaşının küçük olduğu[51], tarafların yerleşim yerlerinin uzak olduğu veya seyahat zorluğunun bulunduğu[52] durumlarda kişisel ilişki hakkının ziyaretten başka şekilde kullanılmasını öngörmüştür.

Ziyaret günleri olarak genellikle hafta sonları, resmi ve dini bayramlar seçilmektedir[53]. Ziyaret günlerinin tespitinde en önemli husus, ziyaret gün ve saatlerinin açıkça tespit edilmiş olması ve bu tespit yapılırken, çocuğun eğitim durumu, eşlerin çalışma saatleri, çalışma şartları gibi hususların dikkate alınmış olmasıdır[54]. Yargıtay, ziyaret günleri olarak hafta sonu ve tatillerin seçilerek bu tür zamanların tümüyle kişisel ilişki hakkı sahibine hasredilmesini de doğru bulmamıştır. Zira bu tür tatil zamanları hem psikolojik bakımdan en rahat zamanlardır hem de çalışan eşler için çocuklarına vakit ayırmak bu tür zamanlarda daha kolaydır. Tatil zamanlarının tümüyle kişisel ilişki hakkı sahibine tanınması, çocuğun, tatil gibi eğlenceli zamanları kişisel ilişki hakkı sahibiyle, okul gibi daha yoğun ve sıkıcı zamanlarını ise velayet hakkı sahibiyle geçirmesine sebep olacaktır. Bu da velayet hakkına sahip olan ebeveynden çocuğun soğumasına ve giderek uzaklaşmasına sebep olabilir. Bu nedenle, hafta sonu ve tatil zamanlarının kişisel ilişki hakkı sahibi ile velayet hakkı sahibi arasında dengeli biçimde dağıtılması daha yerinde olur[55].

Ziyaret hakkının kullanılacağı yerin de açıkça belirlenmesi gerekir. Ziyaretlerin, çocuğun yerleşim yerinde mi yoksa kişisel ilişki hakkı sahibinin yerleşim yerinde mi  gerçekleşeceği hususları çocuğun yaşı, eğitim durumu ve yerleşim yerlerinin uzaklığı gibi hususların yanı sıra tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile somut olayın diğer koşulları da dikkate alınarak saptanmalıdır[56]. Gerçekten de mesela çocuğun yerleşim yerinde bir ziyaret, boşanmış eşleri karşı karşıya getirebilecek, eski kavga ve tartışmaların yeniden yaşanmasına sebebiyet verecektir. Bu gibi durumlar çocuk için çok tehlikeli olacağından, kişisel ilişki hakkının kullanılması uğruna çocuk yararı feda edilmemelidir, ziyaret hakkı başka şekilde düzenlenmelidir[57].

Ziyaret hakkının üçüncü kişi gözetiminde kullanılacak şekilde düzenlenmesini Yargıtay doğru bulmamaktadır. Bunun temel nedeni, kişisel ilişki hakkı sahibi ile çocuk arasına yabancı bir kişinin girmesinin ilişkiyi doğallıktan uzaklaştıracak, hakkın amacına uygun kullanılmasını engelleyecek olmasıdır. Üçüncü kişi gözetiminde kişisel ilişki temini ancak çok gerekli hallerde ve hakim kararı ile söz konusu olmalıdır[58].

Ziyaret hakkının yanı sıra, çocuğun kişisel ilişki hakkı sahibinde yatıya kalmasını temin edecek şekilde kişisel ilişki tesisi de hakkın kapsamında yer alır. Tarafların yerleşim yerlerinin birbirine çok yakın olması halinde, gece yatısına bırakacak şekilde ilişki tesisini Yargıtay doğru bulmamıştır[59].

Kişisel ilişkinin cebri icra yoluyla kurulması, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasının hukuka aykırı yolardan engellenmesi halinde mümkündür. Çocuk ile kişisel ilişki hakkına sahip olan taraf, bu hakkın gereği olarak kendisine tanınmış yasal sınırlar içinde çocuğunu görebilir, onunla konuşup dertleşip ona olan özlemini giderebilir, diğer taraf buna engel olamaz; aksi halde İİK m. 25 a düzenlemesi devreye girerek kişisel ilişki hakkının cebri icra yoluyla kullanılması söz konusu olur.

Çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı, belirli aralıklara olsa da sürekli bir hukuki ilişki niteliğini taşıdığından, kişisel ilişki hakkına sahip tarafın, çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimi hakkında sözlü veya yazılı olarak sürekli bilgilendirilmesi de kişisel ilişki kapsamına dahil bir haktır. Mesela çocuğa yönelik tıbbi müdahaleler, okul ya da meslek seçimi gibi konularda kişisel ilişki hakkı sahibine bilgi verilmesi çocuk ile daha sağlıklı bir kişisel ilişki kurması açısından önemlidir[60].

V. Kişisel İlişki Hakkının Sınırlandırılması veya Kaldırılması

MK m. 324, çocuk ile kişisel ilişki hakkının sınırlandırılabileceği veya kaldırılabileceği halleri düzenlemiştir. Buna göre;

Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.

Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.

Kişisel ilişki kurma hakkı ana, baba ve çocuğun, doğal hukuktan kaynaklanan bir hakkıdır, ancak bu hak çocuğun yararı ile sınırlandırılmıştır[61]. Kişisel ilişki tesisi çocuğun yararına değil aksine zararına bir nitelik taşıyorsa, hakkın kullanımı çocuk yararına feda edilebilir. MK m. 324/1 uyarınca ana baba, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitimi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak zorunda olduğuna göre, kişisel ilişki kurulması ile çocuğun diğer ebeveyni ile kişisel ilişkisi bozulacaksa veya çocuğun eğitimi ve yetiştirilmesi ve buna bağlı olarak bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimi tehlikeye girecekse hakkın kullanımı sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir.

MK m. 324/’de ise, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun yararının tehlikeye girebileceği haller sayılmıştır. Ana babanın bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanmaları, çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ana babanın çocuk ile ciddi olarak ilgilenmemeleri veya diğer önemli sebeplerin varlığı olarak dört başlık altında toplanan bu haller, çocuğun yararının tehlikede olduğu hallerdir. Bu gibi hallerin varlığı çocuk ile kişisel ilişki hakkının reddedilmesinin, sınırlandırılmasının veya kaldırılmasının haklı sebebidir.

Belirtmek gerekir ki bu gibi sebeplerin varlığında, madde düzenlemesi kişisel ilişkinin reddedilmesini veya kaldırılmasını öngörmekte, sınırlamadan bahsetmemektedir. Ancak doktrinde hakim fikir, hakkın kaldırılmasını gerektiren bir sebep olsa da hemen hakkın kaldırılması yoluna gidilmemeli, çocuk yararını zedeleyecek olan durum başka önlemlerle aşılabiliyorsa bu önlemler alınmalı ve böylece hakkın sınırlandırılması yoluna gidilmelidir[62]. Kişisel ilişki hakkının çocuk yararını tehlikeye düşürebilecek şekilde kullanımı en fazla ziyaret hakkı sırasında ortaya çıkmaktadır. Mahkeme kararlarına konu olmuş pek çok olayda bunu görmek mümkündür. Kişisel ilişki hakkının özellikle velayet sahibinin yerleşim yerinde kullanılması veya çocuğun evden alması, kısa süreli olsa da boşanmış eşlerin yeniden bir araya gelmelerine, eski anlaşmazlık ve tartışmaların yeniden yaşanmasına neden olmaktadır. Bu tartışmalara tanık olan çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişiminin nasıl etkileneceği açıktır. Ancak bu gibi hallerde ziyaret hakkını tamamen reddetmek yerine mümkün olan tüm önlemler alınarak hakkın devamı sağlanmalıdır. Mesela ziyaret hakkının tarafsız bir yerde kullanılması[63]; çocuğun kişisel ilişki hakkı sahibine ve kişisel ilişki kurulduktan sonra da velayet hakkı sahibine tesliminin üçüncü kişi nezdinde, örneğin bir sosyal hizmet uzmanı tarafından yapılması; ziyaret hakkı yerine kişisel ilişkinin çocuk ile haberleşme ya da çocuk hakkında bilgilendirme yoluyla kurulması; kısa süreli ziyaretler yerine yılda bir ya da iki kez, daha uzun sürelerle çocuğun gece yatısına da kalacak şekilde misafir edilmesi gibi tedbirler kişisel ilişkinin devamını sağlayabilir[64].

Kişisel ilişinin sınırlandırılması veya son çare olarak kaldırılması sebeplerinin başında, ana babanın kişisel ilişki haklarını kullanırlarken, yasa ile kendilerine yüklenmiş yükümlülüklerini yerine getirmemeleri gelir. Bu halde çocuğun yararı tehlikeye girecektir. Ana babanın kişisel ilişki hakkını kullanırken dikkat etmeleri gereken husus, bu ilişkinin kurulmasının çocuğun diğer ebeveyni ile olan ilişkisine zarar vermemesi gereğidir[65]; mesela çocuk, kişisel ilişki süresince diğer ebeveynine karşı soğutuluyor, ondan uzaklaştırılıyorsa ilişki sınırlandırılabilir[66]. Yine kişisel ilişki, çocuğun eğitim ve yetiştirilmesine de engel olmaması olmamalıdır, kişisel ilişki hakkının kullanımı velayet hakkının kullanımını engelliyorsa kişisel ilişkinin sınırlandırılması yoluna gidilmelidir. Örneğin Yargıtay, bu konuya ilişkin pek çok kararında, özellikle emzirme dönemindeki çocukların gece yatısına da kalacak şekilde baba ile kurulacak uzun süreli ilişkilerini yasaya aykırı bulmuştur. Bu dönemdeki çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimleri dikkate alındığında annenin bakım ve şefkatine duyacakları ihtiyaca göre kişisel ilişkinin düzenlenmesi aranmıştır[67].

Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlike ye giriyorsa ilişkinin sınırlandırılması veya kaldırılmasına karar verilebilir. Burada ana babanın kişisel ilişki sebebiyle uymaları gereken yükümlülükleri ihmal etmemektedirler, bizzat bu ilişkinin kurulması çocuk için tehlikeli olmaktadır. Bu gibi haller genellikle ana babanın çocuğa karşı olan yükümlülüklerini ağır biçimde ihmal ettikleri ya da yerine getirmedikleri veya çocuğa karşı fiziksel uygulandığında ya da cinsel ya da ekonomik sömürüler söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Bu vaziyette bir ana baba ile çocuğun kişisel ilişkisinin devamı çocuk yararına olmaz. Yine babanın mesela uyuşturucu bağımlısı, suça eğilimli bir kişi olması halinde de kişisel ilişki sınırlandırılmalı, sınırlandırılması halinde de çocuk yararına görülmezse kaldırılmalıdır. Yargıtay’a intikal etmiş bir olayda, mahkeme, boşanmadan sonra beş yaşındaki çocuğun gözleri önünde anneyi vuran babanın kişisel ilişkisini örneğin haberleşme veya bilgi alma hakkı ile de sınırlandırılmasını yeterli görmemiş, ilişkiyi kaldırmıştır[68].

Ana babanın çocuk ile ciddi olarak ilgilenmemeleri  veya diğer önemli sebeplerin varlığı halinde de bu ilişki sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir.

Ana baba için öngörülen bu sebepler, MK m. 325/2 gereği üçüncü kişiler içinde uygulanır. Mesela bu konuyla ilgili olarak yaşanan bir olayda, dedenin torunu ile kişisel ilişkisine hükmedilmiş, ancak dede torununu kaçırarak velayet sahibi annesine teslim etmemiştir. Bunun üzerine mahkeme, bu durumun çocuğun ruhsal gelişimi üzerinde kötü etki yaptığına hükmederek kişisel ilişkiyi kaldırmıştır[69].

Sonuç

Kişisel ilişki hakkı, fiilen çocuk yanlarında bulunmayan ana babaya ya da çocukla genetik ya da duygusal yakınlığı olan üçüncü kişilere tanınmış olan bir haktır. Kişisel ilişki kurma hakkı, bugün gerek uluslararası gerek ulusal mevzuatta tanınmış yasal bir hak olmakla birlikte asıl olarak doğal hukuktan kaynaklanan genel bir ilkedir. Her ana baba çocuğunu yanında ister, her çocuk da ana babasını yanında ister; bu bir doğal hukuk ilkesidir, bunun önüne geçilemez.

Kişisel ilişki hakkı, öncelikle ana babaya tanınmış bir haktır. Hayatın olağan akışı gereği ana babalar çocukları ile ilişkide olduklarından burada kastedilen, çocuğu fiilen yanında bulunmayan ana veya babadır. Ana babanın yanı sıra çocuk ile genetik ya da duygusal yakınlığı olan üçüncü kişiler de bu hakkı kullanabilirler; özellikle büyükanne ve büyükbabalar, çocuğun kardeşleri, çocuğun bakıcısı, dadısı, üvey anası veya üvey babası gibi kişiler üçüncü kişi kapsamındaki kişilerdir.

Kişisel ilişki kurma hakkının şartları ana baba ve üçüncü kişiler açısından ayrı ayrı düzenlenmiştir. MK m. 323’te ana babadan her birinin çocuğun yararına aykırı düşmedikçe çocuklarıyla kişisel ilişki talebinde bulanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Ana babanın çocuk ile kişisel ilişkisi bakımından bu hak olağan kabul edilir, başkaca bir şarta gerek olmaksızın bu hak ana babaya tanınır. Yalnız, hakkın sınırı çocuk yararıdır. Ana babaya çocuk ile kişisel ilişki tanınması çocuğun bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimin tehlikeye sokuyorsa bu hak tesis edilmez. Üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki kurmalarında ise, ana babadan farklı olarak “olağan üstü hallerin varlığı” ve “çocuk yararı” şartları aranmıştır. Ana baba açısından olağan olarak kabul edilen ve ancak çocuk yararı gerektirdiği zaman tesis edilmeyen hak, üçüncü kişiler söz konusu olduğunda hemen tanınmamakta, bunun için olağanüstü sebeplerin varlığı aranmaktadır.

Çocuk ile kişisel ilişki hakkının kapsamı kanunda açıklanmış değildir, mahkeme kararları ile doldurulmaktadır. Genellikle dört başlık altında ele alınan haklar, haberleşme hakkı, ziyaret hakkı, çocuğu misafir etme hakkı ve çocuk hakkında bilgilendirilme hakkından oluşarak kişisel ilişki hakkının kapsamını meydana getirir. Bu haklardan birine, bir kaçına veya tümüne birden hükmedilebilir.

Kişisel ilişki engellenmek istendiğinde cebri icra yoluyla kurulabilir. Özellikle velayet hakkı sahibi çocuğun kişisel ilişkisini engelliyorsa İİK m. 25a ve m. 25b hükümleri gereğince çocuğun alınıp kişisel ilişki hakkı sahibine teslimi mümkündür. Ancak bu son derece hassas bir konu olup cebri icra yoluyla kurulacak ilişkilerde çocuğun bundan olumsuz etkilenmesi olasılığı çok yüksektir. Çocuk burada hakkın objesi değil, süjesi olduğundan çocuğa korku ve panik yaşatılmadan, bir sosyal hizmet uzmanı veya pedagog nezaretinde olması gerekmektedir. Bununla birlikte ülkemizde cebri icra yoluyla kişisel ilişki kurulması noktasında ciddi sıkıntılar yaşanmakta, hak sahipleri, en kötüsü de çocuk bundan olumsuz etkilenmektedir. Bu bakımdan bu konunun yeniden ele alınarak çocuğun yararını en üst düzeyde gözeten düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Kişisel ilişki hakkının çocuk yararını tehlikeye soktuğu hallerde bu hak sınırlandırılır veya kaldırılır. Çocuk yararının kişisel ilişki sebebiyle ne zaman tehlikede olacağı ise MK m. 324 düzenlemesinde; çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ana babanın velayet hakkının kullanımını engelleyecek davranışları, çocuk ile ciddi olarak ilgilenmemeleri ya da diğer önemli sebeplerin varlığı olarak açıklanmıştır.


[1]       UNICEF, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Uygulama El Kitabı, Haz. Rachel Hodgkin/Peter Newell, t.y., s. 121.

[2]       Hakim, çocuğun kişisel gelişimini olumsuz yönde etkileyen vakıaların varlığı halinde uygulanacak tedbiri kendisi belirler; ancak  bunu yaparken kademeli olarak hareket eder. Çocuğun kişisel gelişimini tehlikeye sokan durum, çocuğun aile ortamından uzaklaştırılmasına gerek kalmaksızın giderilebilecek ise, hakimin MK m. 346’daki hafif koruma önlemlerine başvurması daha uygundur. MK m. 346’da bahsedilen koruyucu önlemler; ana babaya nasihatte bulunmak, uyarı göndermek, çocuğa danışman tayin etmek gibi Çocuk Koruma Kanununun 5 (1) maddesinde de belirtilmiş önlemlerdir. Ancak MK m. 347/1 uyarınca, çocuğun menfaatlerine yönelmiş tehdit, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimini tehlikeye sokuyor ya da çocuğu manen terk edilmiş halde bırakıyorsa ve MK m. 346’daki koruyucu önlemlerle de bir sonuç alınamıyor ya da alınamayacağı anlaşılıyorsa, hakim, çocuğu Kuruma ya da bir koruyucu aile yanına yerleştirme kararı alabilir. Bu halde ana babanın çocuk üzerindeki velayet hakkı sona erdirilmeden çocuk, geçici bir süreliğine ana babadan ayrılır. Gülçin Elçin Grassinger, Türk Medeni Kanununda Yer Alan Velayet Hükümleri Kapsamında Küçüğün Kişi Varlığının Korunması İçin Alınacak Tedbirler, İstanbul,  XII Levha Yayıncılık, 2009, s. 111 vd.; İsmail Özmen, Açıklamalı-İçtihatlı Velayet Hukuku Davaları ve Çocuk Mahkemeleri, Ankara, Kartal Yayınevi, 2005, s. 251; Selma Baktır-Çetiner, Velayet Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2000, s. 134 vd.; Yusuf Solmaz Balo, Uluslararası ilişkiler Işığında Çocuk Koruma Kanunu ve Uygulaması, Ankara, Seçkin Yayınları, 2005, s. 61 vd.; Selma Baktır, “Aile İçinde Çocuğun Korunması”, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Günleri, İstanbul, 17-18 Kasım 1995, s. 79 vd.

[3]       Sayıta, s. 87-88. Gökhan Karakayalı, Velayet Hakkının Kullanılma sına İlişkin Sorunlar ve Özellikle Koruyucu Aile Uygulaması, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009, s. 80 vd.

[4]       Anne-Marie Reday, Le Droit aux Realations Personnelles avec l’Enfant En Droit Français et en Droit Suisse, Mauraz, Université de Lausanne, 1981, s. 1.

[5]       Philippe Malaurie, Hugues Fulchiron, Droit Civil, La Famille, 2.éd., Paris, Defrénois, 2006, § 1 N. 1562; Bilge Öztan, Aile Hukuku, 5. bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2004, s. 609; Turgut Akıntürk, Aile Hukuku, Gözden Geçirilip Genişletilmiş 4. bası, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1996, s. 275; Feyzi Necmeddin Feyzioğlu, Aile Hukuku, Gözden Geçirilmiş ve  Genişletilmiş 3. bası, Haz. Cumhur Özakman, Enis Sarıal, İstanbul, Filiz Kitabevi, s. 385.

[6]       Emine Akyüz, Çocuk Hukuku, Genişletilmiş 2. baskı, İstanbul, Pegem Akademi, 2012, s. 199; Ebru Ceylan, Türk-İsviçre Hukukunda Boşanmanın Hukuki Sonuçları, İstanbul, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006, s. 165; Fulya Erlüle, “Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”, MÜHF-HAD; C. 16, S. 3-4, s. 220.

[7]       Feyzioğlu, s. 385; Hakkı Özlü, Türk Medeni Hukukunda Velayetin Kaldırılması, Ankara, Adil Yayınevi, 2002, s. 160; Öztan, s. 605; BGE 127 III 295.

[8]       İlknur Serdar, “Kişisel ilişki Kurma Hakkı”,  Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 9, 2007, s. 739-781; Özlü, s. 160.

[9]       Özlü, s. 160.

[10]     Bu görüşü savunan Akyüz, s. 199.

[11]     Akyüz, s. 199-200.

[12]     Yarg. 2. HD., 24.3.2003 t., E. 2003/2891 K. 2003/4037 (www. kazancı.com.tr).

[13]     Erlüle, s. 220-221.

[14]     Yargıtay, önüne gelen bir davada, çocuğun evlilik içi doğumla kurulan soybağını reddetmiş, evlilik dışı davacı ile soybağının kurulmasına karar vermiştir. Bu durumda çocuğun soybağı kurulan babası ile kişisel ilişki tesisinin daha doğru olacağına hükmetmiştir. Yarg. 2.5.2011 t., E. 2010/18351 K. 2011/7395 (www. kazancı.com.tr).

[15]     Evlat edinme yoluyla soybağının kurulmuş olacağı MK m. 282/3’te açıkça kabul edilmiştir.

[16]     Reday, s. 3; Öztan, s. 65; Serdar, s. 752. Türk-İsviçre hukukundaki gibi genel bir kural  (MK m. 323; İsv. MK m. 273), Fransız hukukunda mevcut olmadığı için, söz konusu hakkın evlilik dışı çocuklar bakımından çocuk ile soybağı kurulmuş ve velayeti üstlenmemiş ana babaya tanınmasının ancak mahkeme içtihatlarında yer bulabildiği gözlemlenmektedir. Reday, s. 13.

[17]     Öztan, s. 605; Serdar, s. 753.

[18]     Serdar, s. 753.

[19]     Tüm yazarlar

[20]     Çocukların Yerleştirilmesi başlığı altında düzenlenen MK m. 347 hükmü şöyledir: “Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hakim, çocuğu ana babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve bu durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hakim aynı önlemleri alabilir. Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır. Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır”.

[21]     Sevgi Usta Sayıta, Türk Hukukunda Çocuğun Koruyucu Aile (Kişi) Yanına Yerleştirilmesi, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1996, s. 88.

[22]     Serdar, s. 744.

[23]     Yarg. 2. HD, 6.7.2004 t., E. 2004/8202 K. 2004/9032 (www. kazanci.com.tr). Yine benzer bir karar da şu şekildedir “…Velayet anneye verilen müşterek çocuk ile baba arasındaki şahsi ilişki düzenlenirken analık babalık duygusundan ziyade çocuğun bedeni ve fikri gelişimini nazara alınması… gerekir (Yarg. 2. HD, 19.2.2004 t., E. 2003/16663 K. 2004/1898). Aynı yöneki kararlar için bkz. Yarg. 2. HD, 3.7.2012 t., E. 2012/494 K. 2012/18523; Yarg. 2. HD, 17.2.2004 t., E. 2004/973 K. 2004/1736; Yarg. 2. HD, 13.7.2011 t., E. 2010/9614 K. 2011/12154; Yarg. 2. HD, 3.10.2005 t., E. 2005/11875 K. 2005/18399 (www.kazanci.com.tr)..

[25]     Yarg. 2. HD, 9.7.2003 t., E. 2003/7602 K. 2003/10488 (www.kazanci.com.tr).

[26]     Grassinger, s. 58; N. Atalay, “Çocuğun Yararını Sağlayan Sistemler Kurmak İçin Meslekler arası İletişim ve İşbirliği”, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Günleri Bildiri Kitabı, İstanbul, Hakimevi, 1995, s. 205-206.

[27]     Grassinger, s. 58; Atalay, s. 205-206.

[28]     Yarg. 2. HD, 19.2.2004 t., E. 2003/1663 K. 2004/1898; Yarg. 2. HD, 2.6.2011 t., E. 2010/8647 K. 2011/9770 (www.kazanci.com.tr).

[29]     “…Müşterek çocuk yaşı nazara alındığında ana bakım ve şefkatine muhtaç olup, bu şekilde bir düzenleme çocuğun bedeni ve fikri gelişmesine engel olacağı gibi, davacı annenin velayet görevini gereği gibi yerine getirmesine de engel olacaktır….” Yarg. 2. HD, 3.102005 t., E. 2005/11875 K. 2005/18399 (www.kazanci.com.tr). Yine bir başka kararda da Yargıtay, aynı sonuca varmıştır:” Velayeti anneye verile tarafların müşterek çocuğu Nisa, Eylül 2.2.2009 doğumludur. Çocuk karar tarihinde yaklaşık beş aylık olup henüz emzirme dönemindedir… Çocuğun emzirme döneminde olduğu göz önüne alındığında; velayeti anneye bırakılan küçükle baba arasında yarıyıl tatili ve her yıl Temmuz ayı boyunca yatıya kalacak şekilde kişisel ilişki kurulması doğru değildir (Yarg. 2. HD, 11.11.2010 t., E. 2009/17750 K. 2010/10982; http://www.kazanci.com.tr).  “Velayeti anneye bırakılan müşterek çocuk Zümranur 12.9.2009 doğumlu olup, yaşı ve bedeni gelişimi göz önüne alınarak daha kısa süreli kişisel ilişki kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır (Yarg. 2. HD, 13,7,2011 t., E. 2010/9614 K. 2011/12154; http://www.kazanci.com.tr). Ayrıca bkz. Yarg. 2. HD, 19.2.2004 t., E. 2003/16663 K. 2004/1898; ; http://www.kazanci.com.tr).

[30]     Önceki Medeni Kanunumuzda çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkı sadece ana babaya tanındığından, üçüncü kişilerin, özellikle de büyük ana ve babaların böyle bir haklarının bulunup bulunmadığı meselesi açık değildi. Kanundaki bu boşluk büyük ölçüde yargı  kararları ile doldurulmaktaydı. Mesela 18.11.1959 tarihli bir içtihadı birleştirme kararı büyük ana ve babaların da örf ve teamülün icabı olarak torunları ile kişisel ilişki kurmaya hakları olduğunu kabul etmekteydi: “Haklı bir sebep olmaksızın çocuğun büyük ana ve büyük babalarıyla şahsi münasebetini kesmek velayet yetkisinin suistimalini teşkil eder ve kanun bunu himaye etmez. Ancak büyük ana ve büyük babanın şahsi durumları bakımından torunları ile şahsi münasebetin devamı torunları için zararlı olacağı veya torunların maddi veya manevi menfaatlerini ihlal edeceği ispat olunursa münasebet tesisi reddedilebilir” (Yarg. İçt. Bir. K., 18.11.1959 t., E. 12 K. 29; RG. 16.4.1960 Sayı No. 10432..

[31]     Yarg. 2. HD. 18.10.2010 t., E. 2010/5062 K. 2010/16934; Yarg. 2. HD. 25.10.2005 t., E. 2005/12054 K. 2005/4804; Yarg. 2. HD. 15.3.2010 t., E. 2010/867 K.2010/4947 (www. kazanci.com.tr). Büyük ana ve babalara çocuk hukuku bakımından verilen önemin Fransız hukukunda Türk-İsviçre hukukuna göre daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır; bu durum kişisel ilişki kurma hakkı açısından da böyledir. Zira Türk-İsviçre hukukunda büyük ana babaların torunları ile  kişisel ilişki kurma haklarına ayrı bir madde ayrılmış değildir, oysa Fransız hukukunda bu hakkın kullanımının kural olduğu bildirilmiş, hakkın kullanımına ancak önemli bir sebebin varlığı halinde engel olunabileceği kabul edilmiştir. Bu da göstermektedir ki büyük ana babalar Türk- İsviçre hukukunda kişisel ilişki kurma hakkının kullanılması bakımından üçüncü kişi olarak kabul edilip MK m. 325’teki şartlar dahilinde, ancak olağanüstü sebeplerin varlığı halinde ve çocuk yararının gerektirdiği ölçüde bu hakkı kullanabilecekler iken, Fransız hukukunda hiçbir şart aranmaksızın bu hak kullanılabilmekte, ancak önemli sebeplerin varlığı halinde hakkın kullanımı engellenmektedir (Reday, s. 16-17, ve 23).  Fransız Medeni Kanununda 2002 tarihli bir değişiklikle (art. 371 al. 2), üçüncü kişilerle çocuk arasında kişisel ilişki kurulması bakımından da yalnızca çocuğun menfaati dikkate alınacaktır. Ancak büyükanne ve büyükbaba üçüncü kişi kavramına girmediğinden, Fransız hukukunda üçüncü kişiden kasıt, çocuk ile aralarında genetik bağı bulunan ancak yasal soybağı kurulmamış ya da çocuk ile genetik bağı bulunmayan fakat manevi bağı kurulmuş kişilerdir. Türk-İsviçre hukukunda ise büyükanne ve büyükbabalar üçüncü kişi kapsamında kabul edilmektedir (Reday, s. 26).

[32]     Reday, s. 26; Serdar, s. 755; Ceylan, s. 167. Zira üçüncü kişilerle kişisel ilişki hakkı, soybağının kaynaklandığı biyolojik olgulara değil,  manevi bağın kaynaklandığı sosyolojik olgulara dayanır (Reday, s. 25).

[33]     Şükran Şıpka, Arzu Arıdemir, “4721 Sayılı Türk Medeni Kanununa Göre Soybağının Kurulması ve Hükümleri”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003/1, s. 179-180.

[34]     Serdar, s. 756.

[35]     Serdar, s. 756.

[36]     Bununla birlikte Yargıtay, maddede geçen “olağanüstü haller mevcutsa” ifadesini büyük ana ve babaların söz konusu olduğu her olayda kabul etmektedir. Büyükanne ve büyükbabanın çocuğa ve çocuğun da büyük anne ve babaya duyguğu sevgi olağanüstü halin varlığı olarak yorumlanmaktadır. Örneğin 2010 tarihli bir kararda bu hususa değinilmiştir: “…Büyükbaba ile torun arasındaki kişisel ilişkinin amacı, hısımlık bağlarını güçlü tutmak ve büyükanne ve büyükbabanın torun sevgisini tatmin, çocuğun da büyükanne ve büyükbaba sevgisi ve şefkatini hissetmesini, bu yolla çocuğun ahlaki ve manevi gelişimini  sağlamaktır. Çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde bu hakkın amaca uygun tesisi gerekir…” Yarg. 2. HD, 15.6.2010 t., E. 2010/1005 k. 2010/11852 (www. kazanci.com.tr).

[37]     Erlüle, s. 221-222.

[38]     Çocuğun dinlenilmesi özellikle BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12/2 maddesindeki “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun, kendisini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını, bu görüşlere, çocuğun yaşı ve uygunluk derecesine uygun olarak gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. Bu hükeme uygun olarak davranılması, çocuğun dikkate alınması ve saygı gösterilmesi gereken bir birey olduğu gerçeği ne daha uygun düşer. Serdar, s. 749.

[39]     “…Toplanan delillerden ve özellikle baba hakkında düzenlenen iddianame içeriğinden ve küçük Gizem’in tercihi de dikkate alınarak her iki çocuk ile baba arasında kişisel ilişkinin kurulması halinde huzurlarının tehlikeye gireceği, fikri gelişimlerinin olumsuz etkileneceği anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle davalı ile küçükler arasında kişisel ilişki kurulması doğru bulunmamıştır”  Yarg. 2. HD, 13.4.2010 t., E. 2010/734 K. 2010/7240 (www.kazanci.com.tr).

[40]     Fatma Özdemir, “Boşanmada Çocuğun Korunması”, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Günleri, 17-18 Kasım 1995, İstanbul, Hakimevi, 1995, s. 161.

[41]     BGE 127 III 295.

[42]     Reday, s. 58; Malaurie/Fulchiron, § 1 N. 1562.

[44]     Serdar, s. 740 ve s. 760; Malaurie/Fulchiron, § 1 N. 1562; Erlüle, s. 227; Dural/Öğüz/Gümüş, Aile hukuku, s. 320

[45]     Serdar, s. 760; Erlüle, s. 227.

[46]     Erlüle, s. 227; Yarg. 2. HD, 11.11.20110 t., E. 2009/17750 K. 2010/10982; Yarg. 2. HD, 19.2.2004 t., E. 2003/1663 K. 2004/1898; Yarg. 2. HD, 13.7.2011 t., E. 2010/9614 K. 2011/12154 (www.kazanci.com.tr).

[47]     BGE 127 III 295.

[48]     Yarg. 2.HD, 31.5.2005 t., E.2005/5868 K. 2005/8446 (www.kazanci.com.tr). Son zamanlarda sıkça yaşanmakta olan bu olayların çocuğun psikolojik ve sosyal gelişimini nasıl olumsuz yönde etkileyeceği ortadadır. Bu sebeple hakim, ziyaret hakkının varlığına karar verirken, bu hakkın amaca uygun kullanılıp kullanılmayacağından emin olmalıdır.Amerika’da yapılan bir araştırma, velayete sahip olmayan tarafın özellikle babanın, çocuk ile kişisel ilişkiyi asıl olarak annenin yaşantısını kontrol etmek amacıyla istediğini, çocuk sevgisinin ise ikinci sırada geldiğini göstermiştir. Boşanmanın üzerinden uzun süre geçtikten sonra artık kontrol isteği azaldığı için ziyaret etme isteğinin de azaldığı saptanmıştır (Akyüz, s. 206 dn. 316).

[49]     Fikrimize göre baba uyuşturucu bağımlısı, suç dosyası kabarık, şiddet eğilimi olan ve eşine şiddet uyguladığı adli vakalarla sabit olmuş bir kimse ise, kişisel ilişki hakkını çocuğu ziyaret etmek biçiminde kullanması doğru olmayacaktır. Bu gibi hallerde ziyaret hakkı talep ediliyorsa, hakim, çocuğun yararına uygun olduğu ölçüde annenin ikametgahı dışında bir yerde ve bir uzmanın veya çocuğa yakın olan birinin gözetiminde ziyaret hakkına izin vermeli ya da ziyaret hakkı yerine çocukla haberleşme hakkına hükmetmelidir.

[50]     Özdemir, s. 160; Serdar, s. 763-766.

[51]     Yarg. 2. HD, 11.11.20110 t., E. 2009/17750 K. 2010/10982; Yarg. 2. HD, 19.2.2004 t., E. 2003/1663 K. 2004/1898; Yarg. 2. HD, 13.7.2011 t., E. 2010/9614 K. 2011/12154 (www.kazanci.com.tr).

[52]     “…Kişisel ilişki düzenlenirken, çocuğun yararı yanında analık babalık duygusunun tatmin edilmesine ve geliştirilmesine özen gösterilmeli, görüşme süresi yeterli olmalı, taraflar ayrı şehirlerde iseler tarafların ve çocuğun külfetli sayılabilecek seyahatlere katlanmamalarına dikkat edilmelidir. Davalı babanın Bursa’nın Mudanya ilçesinde, velayeti davacı anneye bırakılan müşterek çocuğun ise annesi ile birlikte Anakara’da ikamet etiği anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilerek çocuk ile davalı baba arasında daha uygun kişisel ilişki tesisi gerekir (Yarg. 2. HD, 27.4.2010 t., E. 2010/6367 K. 2010/8385).  “…Üç yaşındaki bir çocuğun dört gün müddetle evden ayrılması ve Kadıköy’den Bursa’ya çeşitli vasıtalar değiştirerek seyahate zorlanması sakıncalar doğurabileceği gibi, anasından ayda bir ayrılmasının ruhi yapısına da kötü tesir edeceği kuvvetle muhtemeldir. Babanın şefkat hislerini tatmin için çocuğun bu şekilde bir işleme tabi tutulması doğru değildir… (Yarg. 2. HD, 22.2.200 t., E. 2434 K .2214 (nakleden; Serdar, s. 764 dn. 95.).

[53]     Örneğin Fransa’da her Pazar veya hafta sonu iki gün boyunca ziyaret hakkı tanınmaktadır (Reday, s. 59; Michel Brazier, Le Nouveau Droit du Divorce, Versailles, éd. Apil, 1976, s.

[54]     Mesela Yargıtay bir kararında, “dini bayramlarda dönüşümlü olarak kullanılması” ifadesini yeterli görmemiş, dini bayramların 2 inci ve 3 üncü günü sabah saat 9.00 ve akşam 17.00 gibi kesin zamanlı tespitler istemiştir

(Yarg. 2. HD, 17.5.2012 t., E. 2012/9424 K. 2012/13469 (www.kazanci.com.tr). “…Hakim kişisel ilişkinin süresini, yerini, zamanını infazda güçlük yaratmayacak ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde düzenlemelidir (Yarg. 2. HD, 23.11.2006 t., E. 2006/15015 K. 2006/16209 (www.kazanci.com.tr).

[55]     Akyüz, s. 203. “…Müşterek çocuk Aleyna ile baba arasında her hafta sonu kişisel ilişki kurulması annenin çocukla hafta sonu ilişkisinin tümden kesilmesine yol açar. Tarafların sosyal ve mali durumları, bölgesel koşullar ve çocuğun yaşı gözetilerek ayın belli haftalarında kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır (Yarg. 2. HD, 24.2.2005 t., E. 496 K. 2747). Velayet hakkına sahip olan anne çalışan bir kadın ise, yıllık izin zamanlarında çocuğu ile birlikte olmak onun da hakkıdır, bu bakımdan yıllık izin zamanları sadece kişisel ilişki hakkı sahibine  hasredilemez. Mesela buna ilişkin bir karar şöyledir: “…Davalı kadın hukuk bürosunda çalışmaktadır. Kadının yaz aylarında yıllık izin kullanma halinin de göz önüne alınması gerekir. O halde 1-30 Ağustos tarihleri arasında yapılan şahsi ilişki düzenlemesi fazladır. Yaz ayları için daha uygun süreli kişisel ilişki tesisi gerekir…” (Yarg. 2. HD, 23.1.2006 t., E. 2005/15982 K. 2006/13). Benzer kararlar için bkz. Yarg. 2. HD, 25.6.2012 t., E. 2012/12283 K. 2012/17596; Yarg. 2. HD, 6.7.2004 t., E. 2004/7964 K. 2004/9028 . Yarıyıl tatilinin ilk haftası için kişisel ilişki hakkını kullanmak isteyen bir babanın bu isteği mahkeme tarafından makul görülmüştür (Yarg. 2.Hd, 11.2.2010 t., E. 2009/11822 K. 2010/2372). Kararlar için bkz. (www.kazanci.com.tr).

[56]     Sedar, s. 766. Tarafların ayrı şehirlerde yaşadıkları durumda kısa süreli ziyaretler yerine, yılda bir kez uzun süreli kişisel ilişkiler daha uygundur. Özdemir, s. 161.

[57]     Özdemir, s. 160.

[58]     Özdemir, s. 160; Yarg. 2. HD, 6.7.2004 t., E. 2004/8202 K. 2004/9032 (www.kazanci.com.tr).

[59]     “…Velayeti annesine verilen Aytül ile davacı baba arasında her ayın ilk Cumartesi günleri ve dini bayramların ikinci günleri 10..-15.00 saatleri arasında kişisel ilişki kurulmuştur. Taraflar aynı yerde oturmaktadır. Gece yatısına da bırakacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekirken gerekçeleri açıklanmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. …” (Yarg. 2. HD, 3.3.2005 t., E. 2005 t., E. 2005/1298 K. 2005/3171. Aynı yönde Yarg. 2. HD, 5.3.2012 t., E. 2012/3423 K. 2012/4652 (kararlar için bkz. http://www.kazanci.com.tr).

[60]     Erlüle, s. 228; Hilmi Şeker, “Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi, Boşanma ve Ayrılık Davalarında Geçici Önlem Olarak; Müşterek Çocuklarla Kişisel İlişki Tesisi İle Velayet Hakkına Dair İnceleme ve Çözüm Önerileri”, Adalet Dergisi, 2003, Yıl: 95, Sayı: 17, s. 121.

[61]     Kişisel ilişki hakkının ana babanın doğal hukuktan kaynaklanan mutlak bir hak olduğu görüşünün günümüzde geçerliliğini yitirdiğini söylemek zordur. Aksi yönde bkz. Serdar, s. 773. Fikrimize göre bu hak hem ana babanın hem çocuğun doğal hukuktan kaynaklanan bir hakkıdır, fakat bu hak, tüm süjeleri açısından çocuğun yararı kavramı ile sınırlandırılmıştır. Aksi yönde Serdar, s. 773.

[62]     Serdar, s. 768; Erlüle, s. 235…—————————Zira İsviçre’de MK m. 273’te yapılan bir 1998 tarihli değişiklik ile kişisel ilişkinin çocuk üzerinde olumsuz etkileri olması halinde vesayet makamı, tarafları uyarmak, talimat vermek durumunda olup buna rağmen bir sonuç alınamazsa kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya tamamen kaldırılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır. Erlüle, s. 235.

[63]     BGE 125 III 295.

[64]     Erlüle, s. 234-235.

[65]     Bu gibi durumlar özellikle kişisel ilişki hakkı sahibinin çocuğu kaçırması ile yaşanmaktadır. Mesela buna ilişkin bir olayda kişisel ilişki hakkı sahibi anne çocuğunu okuldan kaçırarak velayet sahibi babaya teslim etmekten kaçınmıştır. Kişisel ilişki hakkının devamlılığı sorununu görüşen mahkeme bu olayda kişisel ilişki hakkının kaldırılmasını çocuk için daha uygun bulmuştur (Yarg. 2. HD, 9.7.2003 t., E. 2003/7602 K. 2003/10488 (www.kazanci.com.tr). Fikrimize göre olayda, kişisel ilişki hakkı sahibinin bir anne olduğu ve tüm bunları annelik duygularının yoğun etkisi ile yapabileceği de göz önünde bulundurularak ilişkiyi kaldırmak yerine, başka bir önlem alarak mesela üçüncü kişi nezdinde bu ilişkinin devamı sağlanmalıydı.

[66]     Yarg. 2. HD, 9.7.2003 t., E. 2003/7602 K. 2003/10488 (www.kazanci.com.tr).

[67]     Yarg. 2. HD, 3.10.2005 t., E. 2005/11875 K. 2005/18399; Yarg. 2. HD, 11.11.2010 t., E. 2009/17750 K. 2010/19082; Yarg. 2. HD, 24.2.2005 t., E. 2005/496 K. 2005/2747; Yarg. 2. HD, 25.6.2012 t., E. 2012/12283 K. 2012/17596; Yarg. 2. HD, 30.6.2005 t., E. 2005/10056 K. 2005/10347; Yarg. 2. HD, 23.1.2006 t., E. 2005/15982 K. 2006/13; Yarg. 13.7.2011 t., E. 2010/9614 K. 2011/12154 (Kararlar için bkz. (www.kazanci.com.tr).

[68]     Yarg. 2.HD, 31.5.2005 t., E.2005/5868 K. 2005/8446 (www.kazanci.com.tr).

[69]     Yarg. 2. HD, 4.3.2002 t., E. 2002/2248 K. 2002/2813 (www.kazanci.com.tr).


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Anayasa Gündemi

"Her nerede iktidar varsa, orada direniş vardır." Michel Foucault

%d blogcu bunu beğendi: